Carcosa’ya Giden Yol: Tekrarlar Üzerine

True Detective‘in ilk sezonunu yeni bitirdim ve dizi bende öyle izler bıraktı ki, astrolojiyle nasıl kesiştiğini yazmadan duramadım.

Dizide sürekli karşımıza çıkan bir spiral var. Cinayetlerin, Carcosa’nın ve dizinin karanlık mitolojisinin simgesi. Rust Cohle’un zamanla ilgili düşüncesi de bu sembolün etrafında şekilleniyor. Zaman düz bir çizgi değildir. Geçmişte yaşananlar başka biçimlerde yeniden karşımıza çıkar.

Diziyi izlerken ben de kendi zaman algımı düşündüm.

Ben zamanın çember değil, spiral olduğuna inanıyorum. Çember bizi başladığımız yere geri getirir. Spiral ise benzer bir noktaya yeniden getirirken bizi aynı yerde bırakmaz.

Hayatta da bazı konuların şaşırtıcı biçimde tekrar ettiğini görüyorum. Benzer ilişkilere giriyor, benzer çatışmalar yaşıyor, yıllar önce verdiğimiz bir karara benzeyen başka bir kararın eşiğinde buluyoruz kendimizi. Oyuncular değişiyor, sahne değişiyor ama hikâyenin altında tanıdık bir tema kalıyor.

Jung’un psikolojiye getirdiği bakış bu tekrarları anlamak için bana hep önemli bir kapı açtı. Bilinçdışına ittiğimiz, yüzleşmediğimiz ya da henüz bütünleştiremediğimiz parçalar ortadan kaybolmuyor. Jung’un gölge olarak tanımladığı alan yalnızca karanlık özelliklerimizi değil, kabul etmekte zorlandığımız yanlarımızı da taşıyor.

Bu yüzden bazı meseleler, onlarla kurduğumuz ilişki değişene kadar farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkabiliyor.

Hayatın tekrarlarının bir ceza değil, bir farkındalık çağrısı olduğunu düşünüyorum. Astrolojik döngülere de böyle bakıyorum.

Gezegenler gökyüzünde belirli sürelerle aynı noktalara ve birbirleriyle benzer açısal ilişkilere geri döner. Satürn yaklaşık 28 yılda, Jüpiter 12 yılda kendi döngüsünü tamamlar. Ay düğümleri yaklaşık 18,5 yılda benzer bir noktaya gelir. Tutulmalar da belirli döngüler içinde geçmişte yaşadığımız dönemlerle dikkat çekici bağlantılar kurabilir.

Ama hiçbir gökyüzü gerçekten aynı değil. Biz de aynı değiliz.

Bu yüzden astrolojik bir döngünün geçmişte yaşanan olayın aynısını getirmek zorunda olmadığını düşünüyorum. Daha çok, geçmişte karşılaştığımız bir temayı yeniden önümüze koyuyor.

Yıllar önce ilişkilerde sınır koymakla ilgili yaşadığımız bir mesele başka bir dönemde iş hayatında karşımıza çıkabiliyor. Bir zamanlar kaybetme korkusuyla verdiğimiz karar, yıllar sonra başka insanlar ve başka koşullar altında yeniden sınanabiliyor.

Tema tanıdık kalıyor. Ama bu kez vereceğimiz cevap farklı olabiliyor.

Spiral fikrini değerli bulmamın nedeni tam da bu. Her dönüşte aynı koordinata yaklaşıyoruz ama başka bir yükseklikteyiz. Bilinç değişmişse döngü tekrar değil, gelişim oluyor. Değişmemişse aynı hikâyeyi başka oyuncularla yeniden yaşıyoruz.

True Detective‘de Carcosa’ya giden yolun labirent gibi olmasını bu açıdan güçlü bir sembol olarak görüyorum. Kahramanlar karanlığın merkezine doğru ilerlerken aslında yalnızca bir cinayetin izini sürmüyor, yıllardır görünmeyen ve tekrar eden bir yapının içine giriyorlar.

Jung açısından bakınca bu, gölgeyle karşılaşmaya benziyor.

Astrolojik açıdan bakınca ise bazı dönemlerin neden geçmişteki belirli yılları hatırlattığını anlamak için bana iyi bir metafor gibi geliyor.

Gökyüzünün bize aynı olayı tekrar tekrar yaşatmadığını düşünüyorum. Aynı soruyu, farklı zamanlarda yeniden soruyor.

Ve spiral her dönüşünde bana tek bir şeyi gösteriyor:

Bu kez cevabım değişti mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar