Doğum Haritası Biraz da Aile Yemeğidir

Olimpos’ta huzurlu bir aile yemeği herhalde imkânsızdı. Zeus otorite taslar, Hera eski defterleri açar, Hermes duyduğunu bir uçtan diğerine taşır, Ares daha çorba gelmeden kavga çıkarır. Afrodit’in tek derdi masanın estetiğiymiş gibi görünür ama kimin kime baktığını herkesten önce o fark eder.

Doğum haritamız da bu sofradan çok farklı değil. İçimizde aynı anda konuşan, isteyen, itiraz eden bir sürü karakter var. Mars hemen kalkıp harekete geçmek isterken Satürn önce plan yapalım der. Jüpiter büyük düşün derken Merkür ayrıntıya takılır. Venüs huzuru korumaya çalışır, Plüton ise masanın altında saklanan ne varsa ortaya çıkarmadan rahat etmez.

Yani doğum haritası sadece hangi burç olduğumuzu gösteren bir şema değil. İçimizdeki güçlerin oturma düzenini gösterir. Kimin sözü daha çok geçiyor, kimi susturuyoruz, hangi ikili aynı mesele yüzünden yıllardır aynı köşede kapışıyor?

Gezegenler arası açılar da bu masanın yerleşim planı gibi. Kavuşum yapanlar yan yana oturur, birbirlerinden kaçamaz. Karşıt açı yapanlar masanın iki ucundadır, aynı meseleye taban tabana zıt yerlerden bakarlar. Kare açı yapanlar en gergin ikilidir. Biri sandalyeyi çekerken diğeri tam oradan geçmeye çalışır. Ama bizi harekete geçiren de çoğu zaman bu gerilimdir. Üçgen açı yapanlar ise anlaşması en kolay ikilidir. Aynı şakaya güler, birbirlerinin cümlesini tamamlarlar. Fazla rahat oldukları için de yemeğin sonunda masayı kimin toplayacağını ikisi de düşünmeyebilir.

Astrolojide zor açılardan sıkça söz ederiz ama tamamen sakin bir sofra her zaman sağlıklı değildir. Bazen kimse tartışmıyordur çünkü kimse asıl meseleyi konuşmuyordur. Gergin bir masa yorucudur ama oradan güçlü kararlar da çıkabilir.

Üstelik masada yalnızca sevdiğimiz karakterler oturmaz. Afrodit’i sahiplenip Satürn’ü kapının dışında bırakamayız. Mars’ın cesaretini isteyip öfkesini görmezden gelemeyiz. Her gezegen hem hoşumuza giden hem de bizi zorlayan tarafıyla aynı sofraya aittir.

Doğum haritasını anlamak, en güçlü karakteri bulup yönetimi ona vermek değildir. Kimin neden bağırdığını, kimin yıllardır söz sırası beklediğini fark etmektir.

Bu karakterleri haritamızdan silemeyiz. Ama onlara nerede oturacaklarını, ne zaman konuşacaklarını öğretebiliriz. Belki olgunlaşmak da Olimpos’taki kavgayı bitirmek değil, o kalabalık masada kendi düzenimizi kurabilmektir.

Sevgilerimle,

Aslıhan Doktoroğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar